DİLENCİ VE BEKTAŞİ
Bektaşi'nin paraya sıkıştığı bir günde 10 mecidiye ye ihtiyacı vardır.
Camiye gider ve baslar dua etmeye:
Tanrım bana 10 mecidiye
Tanrım bana 10 mecidiye der.
Hemen yanındaki dilenci:
Tanrım bana 1 mecidiye Ekmek parası..
Bunu duyan Bektaşi hemen çıkarır 1 Mecidiyeyi verir ve:
Simdi git gözüme gözükme, böyle ufak islerle Tanrıyı meşgul etme...
Bak burada büyük islerle uğraşıyoruz....
İNSAN OLMAYANI İSTER
Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş:
"ey ulu Tanrım, bana bir dem parası ver!"
Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış:
"Rabbim, bana iman ver!"
iki duayı da işiten hoca, Bektaşi'ye:
"Bak, herkes ne istiyor Tanrı'dan sen dem parası istiyorsun".
Utanmıyor musun?" demiş.
Bektaşi usulca:
"Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister," demiş.
ALLAH HER ŞEYİ BİLİR
Bektaşi bir akşam üzeri evine döndüğünde evinin kapısının sökülerek götürüldüğünü fark
etmiş. Hiç renk vermeden gidip mescidin kapısını çıkararak evinin kapısının yerine takmış.
Bunu gören komşuları Baba erenler hiç yakışıyor mu sana "Ayıp değil mi, Allah'ın evinin kapısı çalınır mı?" diye serzenişte bulunmuşlar.
Buna karşılık baba erenler siz hiç tasalanmayın "Allah her şeyi bilir" demiş:
"Benim kapımı da kimin çaldığını bilir... Ondan alsın, benim eve taktırsın, kendi evinin
kapısını da sahip çıksın!"
BİR GÜN FAZLA
Bir dost sohbeti esnasında adamın birisine sormuşlar :
-Kaç gün oruç tuttun?
Adamcağız da sıkılgan bir tavırla "-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim.."diye
cevaplamış.
Aynı soru, orada bulunan Bektaşi ye de sorulunca, hiç istifini bozmadan
"-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş.." diye yanıtlamış.
ERİK
Ramazan ayında Bektaşi'nin birini ağzında erikle yakalamışlar ve ne bu hal efendim iftara
daha çok var demişler.
Bektaşi de ben bunu ağzıma koydum ki iftara kadar yumuşasın sonra yiyeceğim demiş;
EVLİYA
Bektaşi babası İstanbul da boğaz motorlarından birinde yolculuk yaparken Müthiş bir
fırtına patlamış..Yolcuların hepsi perişan durumda tanrıya yalvarmaya başlamışlar.
Bakmışlar, Bektaşi babası da , Tanrı'ya yalvarıyormuş;
"-Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum.Yeter ki fırtına dinsin..."
"-Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum.Yeter ki fırtına dinsin..." diye
Bektaşi'nin yakarması kaptanın tuhafına gitmiş ; Ya erenler "-Hayret doğrusu !. "Hiç adını
bildiğin bir evliya yok mu ki adını bilmediğin bir evliyaya koç adıyorsun diye sormuş? .."
Bektaşi cevap vermiş ;
"-Yok olur mu, elbette var...var da, hepsini birer kez aldattım şimdi yüzüm yok"
GÖMLEĞİM KURUMASIN DİYE...
Geçmiş yıllardan birisinde çok kuraklık olur. Köylüler bu yıl aç kalacağız hiç mahsul
alamayacağız diye yakınırlarken. Oradan geçen Bektaşi dervişini görüler ve, yağmur
yağdırması için yardim isterler.
Köylülerin üzüntüsünü gören Bektaşi, bir tas su ister ve gelen su ile gömleğini ıslayıp bir
ağacın üstüne serer.
Az sonra kara bulutlar çöker ve bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya baslar.
Bunu gören köylüler:
- Sen Evliyalar Evliyasısın! deyip, ayağına kapanırlar.
Bektaşi:
- Bu isin Evliyalığımla bir ilgisi yok, bu günlerde yukarıdaki ile aram biraz açık,
gömleğim kurumasın diye yağdırıyor yağmuru.
KADI
Bektaşi'nin birini ramazanda içki içtiği için yaka paça kadıya götürürler.
Kadı, Bektaşi'yi görür görmez :
- Behey kafir! Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı. Utanmıyor musun ? Bilmiyor musun
haram olduğunu? der.
Bektaşi:
- Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır, giyiyorsunuz diye karşılık verir,
Kadı :
- Bunun ipekliği' mi kaldı içine pamuk katıp öyle dokuyorlar.
Bektaşi :
- Haklısınız Kadı efendi bu zamanda doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su
katıp satıyorlar.
MEYHANE....
Bektaşi'yi, rica minnet camiye vaaz dinlemeye götürmüşler.
Hoca başlamış anlatmaya:
-Bir yer vardır ki orada, zengin fakir ayrımı yoktur.
-Dertli giren neşeli olur.
-Oraya giren herkesin gönlü ferahtır.
Bilin bakalım, burası neresidir?
Bektaşi dayanamayıp yanıt vermiş:
-Neresi olacak hoca efendi, tabi ki meyhaneden bahsediyorsun.
ŞİSEYİ KRACAKSIN
Sultan Mahmut zamanında tüm alkollü içecekler yasaklanmışken, Bektaşi dervişinin ufak
ufak dem aldığını zaptiyeler görür ve hemen tutuklarlar ve doğruca Sultan Mahmut'a
götürürler.
Sultan Mahmut çok sinirlidir,
Bektaşi ise ellerini arkasına koymuş dem şişesini' de elinden bırakmamaktadır.
Sultan Mahmut sorar;
--Bire zındık utanmaz misin içki içmeye hem de Ramazanda.
Bektaşi;
--Ben içki içmedim Padişahım. der
Padişah;
--Yalan söylüyorsun çıkar bakalım arkanda tuttuğun şişeyi.
Bektaşi bir eliyle arkasındaki şişeyi tutup diğer elini gösterir.
--Öbür elini çıkar.
Bektaşi bu sefer diğer elini arkaya götürüp şişeyi tutar öbür elini gösterir.
Sultan Mahmut,
--İki elini de öne çıkar der.
Bektaşi bu sefer şişeyi duvarla sırtı arasına sıkıştırıp iki elini de önüne alıp gösterir.
Sultan Mahmut bu seferde
--Bir adım öne gel bakalım der.
Bektaşi sinirli bir halde;
--EEE oynama Mahmut Şişeyi kırdıracaksın!!!.
ŞARAP
Bektaşi ye sormuşlar:
-Şarap helal' midir haram mı? diye.
Hazır cevap Bektaşi de hemen yanıtlamış,
"AGZA GÖRE DEGİŞİR"
TOPRAK İLE YOĞURULMUŞ
Softaların arasına düşen Bektaşi'yi neredeyse zorla camiye sokmuşlar.
Herkes abdestini almış. Namaza başlamışlar..
Softalardan birisi Bektaşi'ye çıkışmış ; "-Erenler, abdest almadınız.."
Bektaşi :
"-İmanım, bizim hamurumuz toprakla yoğrulmuştur, pek su ile oynamaya gelmez..."
ÜZÜM BAĞI
Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan
bir Bektaşi babasını ziyarete gitmiş. Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadaşını ziyarete
gitmiş. O dönünceye kadar padişah bağın her tarafını dolaşmış. Bektaşi dönünce karşılıklı
konuşmaya başlamışlar;
- Erenler bağın maşallah çok büyük. Üzümünü ne yapıyorsun ?
- Canlarla birlikte yeriz Sultanım.
- Buradaki üzüm yemekle biter mi ?
- Yemediğimizi de sıkıp sirke olsun diye fıçılara basarız.
- Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı ?
- Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız.
-Sonrasına karışmak haddimize mi ? Şarap mı Sirke mi olacağını da Tanrı bilir.
VAAZ
Bir gün Bektaşi namaza gitmiş hoca ne anlatacak diye herkesin arkasına oturmuş hoca
başlamış anlatmaya içki içmek günahtır içki içenin yeri yoktur diye örnek göstermiş bakın
bir kovaya su bir kovaya şarap dolduralım eşeği getirelim hangisini içer, tabi ki suyu.
Neden şarabı içmez deyince Bektaşi hemen atılmış "Tabi ki eşekliğinden" demiş...
YARAT YARAT SALIVER
Günlerce demsiz kalan Bektaşi, nasılsa eline geçirdiği birkaç kuruşla, ufak bir dem ve bir
de ciğer almış. Dalgın dalgın giderken köpeğin biri elindeki ciğeri kapıp kaçmaz mı.
Keyfi kaçan Bektaşi, başını yukarı kaldırarak :
" Onun bunun rızkıyla besleyecek olduktan sonra yarat yarat salıver!.." demiş.
YOK DEMEYE
Vaiz Tanrı'yı tanımlamaya çalışıyordu.
"Ne yerdedir, ne gökte, ne yer, ne içer,ne doğmuş, ne doğurmuştur..."
Bektaşi dayanamadı :
" Hoca, sen şuna yok diyeceksin ama dilin varmıyor.."
HER ŞEY ALLAH'TAN
"Bektaşi'nin biri her gün kasabada 'Her şey Allah'tan', 'Her şey Allah'tan' diye
mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle
mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı
bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters
baktığını görünce;
- Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı.
- Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah'tan da ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum."
HANGİSİ SARI, HANGİSİ KIRMIZI
Bektaşi iki öküzüyle tarlasını sürermiş; kırmızı öküz az yem yiyip, çok çalışırmış; sarı
öküz lanet mi lanetmiş!.. Hem çok yermiş, hem tembelmiş!.. Bir gün öfkelenmiş Bektaşi:
- Ey Allahım, demiş, şu sarı öküzün canını al da kurtulayım..
Baba Erenler ertesi sabah ahıra girince ne görsün, kırmızı öküz sizlere ömür, sarı lanet
capcanlı... Dışardan bir çocuk çağırmış Bektaşi, öküzleri göstermiş:
- Ulan, demiş, bunların hangisi sarı, hangisi kırmızı?.. Çocuk göstermiş:
- Bu sarı, bu kırmızı!.. Bektaşi gözlerini göğe çevirmiş:
- İmanım, demiş, bacak kadar çocuk renkleri biliyor da, sen ayıramıyormusun?..
İTİBAR
Softanın biri Bektaşi'nin önüne geçti:
-Ey Erenler; iyisin, hoşsun, ilim irfan sahibisin; bir de oruç tutup, namaz kılsan, bizim
nazarımızda da itibarın olur o zaman, dedi.
Bektaşi gülümseyerek:
-Sizin nazarınızda itibar kazanmak için, Tanrı önündeki itibarımı zedeleyemem, dedi.
BİR DE SENİN KULUNA BAK
Bektaşi Babası İstanbul'da gezinirken, Padişahın Sarayı olduğunu zannettiği görkemli bir
binanın yakınından geçmekte idi. Binanın önünde gösterişli bir fayton durmakta idi.
Binadan sırmalı elbiseleri olan adam çıkınca, muhafızlar selama durdu. Adam faytona
binerken, Bektaşi meraklandı ve muhafızlardan birinin yanına sokularak sordu.
-Faytona binen Padişah mıdır?
-Hayır Padişahın bir kuludur. Cevabını aldı.
Bektaşi, tepeden tırnağa önce faytondaki adama baktı. Sonrada kendi haline baktıktan
sonra, ellerine açarak:
-Tanrım, bir Padişahın kuluna bak! Sonra, bir de senin kuluna bak! Diye söylendi.
KABAHAT TARLAYI GÖSTERENDE
Köylü yağmur duasına çıkıyormuş, Bektaşi'ye ''sen de gel'' demişler. Baba Erenler
kalabalığa katılmış, yolda küçük tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı tarlaya
dikmiş, göğe bakarak:
- Bizimki de, burası demiş!..
Duadan sonra bir yağmur bir yağmur, ortalığı seller basmış, Bektaşi'nin tarlasında ne
varsa sular almış götürmüş. Bu manzarayı gören Bektaşi, ellerini yukarı kaldırmış:
- Kabahat sende değil, "sana tarlayı gösteren dürzüde kabahat" demekten kendini alamaz
AKŞAMDAAAAAN, AKŞAMA
Zaptiye başı yolda çakırkeyif rastladığı Bektaşi'yi çevirmiş ve kükremiş:
-Söyle bre zındık, namaz vakti cami mihrabında secdeye vardığın olur mu?
Erenler çok hızlı ve çok vurgulu bir biçimde cevaplamış:
-Her bayram, her bayram.
Zaptiye başı bu kez:
-Peki ey kafir, şarap zıkkımlanır mısın? diye sormuş.
Bektaşi suçüstü yakalanmış olmasının ürkekliği ve yalana başvurmanın faydasının
olmadığının farkına vararak, eliyle küçümseme işareti yaparak yanıt vermiş:
-Eh, akşamdaaaaan akşama.
SIRAT KÖPRÜSÜ
Ayakları birbirine dolaşa, dolaşa sağa sola yalpalayarak giden Bektaşi'yi gören komşusu
dayanamayıp laf atmış:
-Hey baba erenler, bu halle sırat köprüsünü nasıl geçersin ?
Bektaşi istifini bozmadan komşusunu cevap vermiş:
-Sanki karşı tarafta mor sümbüllü bağlarım mı var!
KAYIK KÜÇÜK
Bektaşi kiraladığı kayık ile Eminönü'nden Üsküdar'a giderken, deniz dalgalanmaya, kayık
sallanmaya başlar.
Dalgaların, büyük bir fırtınanın başlangıcı olduğunu sezen Bektaşi'nin telaşlandığını gören
kayıkçı:
-Ne korkuyorsun yolcu? Korkma. Allah büyüktür! Diye Bektaşi'yi sakinleştirmek ister.
Kayıkçının bu sözüne içerleyen Bektaşi şu yanıtı verir:
-Allah büyüktür amma, kayık küçük!
ALLAH'IN KELAMI
Bir mecliste Kuran'ı Kerim'den söz açılıp, sohbet koyulaşmıştır.
Kuran'ı Kerim'in eşsizliğinden ve olağanüstülüğünden bahsedilirken, odanın bir köşesinde
kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışır:
-Evet, Allah'ın kelamı cidden eşsizdir. Amma, yazısı biraz karışıktır!... der.
Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar:
-Karışık mıdır? nerden biliyorsun?
Bektaşi sakin bir tavırla cevap verir:
-"Ben kendi alnımın yazısından biliyorum"!..
İNEĞİDE KURBANA SAYMAZSAM!
Bektaşi bulgurunu kaynatıp, kuruması için sermiş, bir yandan karıştırırken bir yandan da dua
edermiş:
-Allah'ım bulgurlarım kurumadan yağmur yağdırma!
Bulgurlar tam kurumaya yüz tutmuşken yağan yağmur, Bektaşi'nin bulgur sergisini su içinde
koymuş. Bu zor durumunun üzerinden bir hafta geçmeden, ineğini de ahırda ölü bulan
Bektaşi, üst üste gelen kötü olayları kabullenmekte zorlanmış.
Ramazan ayının geldiğini fırsat bilen Bektaşi oruç tutmaya niyet etmiş ve Ramazanın ilk
günü, iftara beş dakika kala sigarasını yakmış. Sigarasından içine çektiği dumanı büyük bir
keyifle gökyüzüne üfleyerek:
-Nasıl, illet oluyorsun şimdi bana değil mi? Diyerek kendi kendine söylenmeye devam etmiş:
-Ölen ineği de kurbana saymazsam namerdim!
FAKİRE CAN GELDİ
Oruç tutan Bektaşi pek fena susamış. Gürül gürül akan çeşmeyi görünce de dayanamayıp
ağzını dayayıp kana kana çeşmeden su içmiş. Bu sırada oradan geçen komşusu
seslenmiş:
-Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti!
Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş :
-Oruç gitti ama fakire de can geldi!
PEŞİN NAMAZ
Hoca ile Bektaşi birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca:
-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya.......
Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam... Bektaşi'nin beklemekten canı sıkılmış, hoca
namazı bitirince sormuş :
-Yahu bu ne uzun namaz böyle?
-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları da kıldım! Demiş hoca.
Yola koyulmuşlar, bir müddet sonra mola verdiklerinde bu kez namaz kılmak için Bektaşi
müsaade istemiş ve başlamış namaza...
Ama ne namaz, bitmiyor! Sonunda hoca dayanamamış :
-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!
-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım! Diye cevaplamış Bektaşi.
Hoca şaşırmış:
-Yahu olur mu böyle şey?
Bektaşi gülmüş :
-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?
SEN NE İŞE YARADIN
Hoca ile Bektaşi içki içerken yakalanırlar ve Kadı'nın huzuruna çıkarılırlar.
-Şeytana uyduk kadı efendi. Diye af dileyen hocayı, kadı affetmez ve idam cezası verir.
Sıra Bektaşi'ye geldiğinde savunmasını yapar:
-Kadı efendi ben gayri-müslümüm, bana oruç farz değildir.
Kadı Bektaşi'yi serbest bırakır. Bektaşi Kadı'nın huzurundan ayrılırken sorar:
-Kadı efendi, ben de şahadet getirip Müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?
Kadı efendi düşünür, bir kişiyi Müslüman yapmanın sevabını hesap eder ve Bektaşi'nin
teklifini kabul eder, Hocayı da affeder.
Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hoca Bektaşi'ye kızgınlıkla sorar:
-Sen ne biçim adamsın be, bir Hıristiyan bir Müslüman oluyorsun! Sen de hiç iman yok
mu?
Bektaşi gülerek cevaplar:
-Gavur oldum kendimi, Müslüman oldum seni kurtardım.
-Peki sen ne işe yaradın?
HALİM MECALİM YOK
Sohbet sırasında Bektaşi'ye sormuşlar:
-Baba Erenler niçin oruç tutmazsın?
Bektaşi'de mazeret hazırdır:
-Vallahi tutmak isterim ama halim mecalim yok.
Bektaşi'yi zorda bırakmak için bir soru daha sorarlar:
-İftara çağırsalar gider misin?
-Doğrusu ne yapar eder giderim.
Bektaşi'nin bu cevabına itirazlarını bildirirler:
-Bu nasıl olur? Allah'ın emrini dinlemiyorsun da kulların davetini kaçırmıyorsun!
Bektaşi'nin cevabı hazırdır:
-Bunda şaşılacak ne var? Bilirsiniz ki Cenabı Hak merhametlilerin merhametlisidir ve
affedicidir. Fakat insanlar böyle midir ? Onlar, en küçük bir sebepten güceniverirler.
Bunun için kulların davetlerini kaçırmamak gerekir.
ALTI ÜSTÜNDEN İYİDİR
Adamın biri, sohbetlerinde gündelik yaşamdaki olumsuzluklardan örnekler vererek:
-Böyle giderse kıyamet kopacak, dünyanın altı üstüne gelecek.....diyerek hiç durmadan
çevresindeki insanları karamsarlığa itiyormuş. Bu konuşmalardan birisini duyan Bektaşi
dayanamayıp cevap vermiş:
-Gelsin imanım demiş, şu dünyanın haline bak, belki altı üstünden iyidir.
KUSUR GÖRMEYİZ Kİ
Bir dost sohbeti sırasında meraklı biri, Mevlevi ve Bektaşi dervişlerini bir arada bulunca
aklına takılan hırkaların yenlerinin neden farklı farklı olduğu sormak istemiş ve öncelikle
Mevlevi dervişine sormuş.
"Sizin hırkalarınızın yenleri neden bu kadar geniş olur?"
Mevlevi dervişi açıklamış:
"Başkalarında gördüğümüz kusurları örtmek için." Hırkalarımızın yenleri büyük olur.
Bu kez Bektaşi dervişine sormuşlar,
"Ya sizin hırkalarınızın yenleri niye bu kadar dar olur?"
Bektaşi dervişi açıklamış:
"Biz yaratılmış hiçbir şeyde kusur görmeyiz "de ondan hırkalarımızın yenleri dardır.
ANT İÇERMİSİN
Bektaşi ye sorarlar:Ant içer misin?
Bektaşi hemen cevaplar Bu fakir Ant Bulur, Ant içer Dem Bulur, Dem İçer.
YA VEZİR OLURUM YA KADI
Bir Bektaşi Babası hafta sonu ziyaretine gelecek konuklarını ağırlamak için şehirden almış
olduğu nevaleleri eşeğine yüklemiş giderken, Karşı yönden faytonla gelen zamanın Veziri
ve Kadısı kendi aralarında şu Bektaşi babasına biraz takılalım eğleniriz demişler.
Vezir,
Kadıya takılmayalım bunların taşı koynunda olur cevap veremez isek rezil oluruz demiş.
Kadı da bu kadar yüksek mevkilere geldik şu fakire mi cevap veremeyeceğiz diye
böbürlenerek baba erenlere sormuşlar?.
Ya Baba erenler Zamanın ileri gelenleri her hafta sonu senin dergahına gelmek seninle
sohbet etmek için can atıyorlar onların çoğunu Bektaşi yaptın ama şu yıllardır yükünü
taşıyan eşeği hala Bektaşi yapamadın diye takılmışlar.
Bektaşi babası faytondaki zatlara dönerek,
Haklısınız Vezirim, bu hayvan yıllardır dostun yükünü taşır. Her sabah tımar eder,
yemini suyunu verir usulca kulağına eğilerek gel Bektaşi ol derim!. Fakat eşek inadı işte
tutturmuş illa da şehirde ya vezir ya Kadı olurum diye bir türlü vazgeçiremedim sultanım.
"Eşek İşte", Cevabını alınca vezir, kadıya dönerek bu adamlara takılmayalım demedimmi
bak verecek cevabımız kalmadı diye azarlamış.
Baba erenler de onarı selamlayarak dergahın yolunu tutmuş.
SIRAT KÖPRÜSÜ
Bektaşi, vaaz dinlemeye gitmiş.
Hoca vaazında içki içmenin bütün kötülüklerini, zararlarını sayıp dökmüş, hatta içki
içenlerin Sırat köprüsünden boyunlarında dünyada içtikleri bütün içki şişeleri asılı olduğu
halde geçeceklerini anlatmış.
Bektaşi merakla sormuş:
- "Hocam, boyna asılan şişeler boş mu olacak dolu mu?"
Hoca, incecik köprüden dolu şişelerle geçilirken dengenin kolay sağlanamayacağını
düşünerek:
- "Elbette ki dolu olacak", diye yanıt vermiş.
- "Hay ağzını öpeyim Hocam, desene ahrette de yaşadık!" demiş.
BIRAKIYORUM KUYRUĞU
Bir gün Bektaşi'nin eşeği kaçıp uçurumun ucuna geldiğinde, Bektasi onun kuyruğundan
yakalar.
Eşeği yukarı çekmek için gücü yetmemektedir. Bıraksa eşek uçuruma düşecek. Aklına ne
kadar evliya adı geldiyse hepsini saymaya başlar. Eşek gitgide elinden kaymaktadır.
Bektaşi dayanamayacağı anlar ve sonunda haykırır:
- "Ey ulu evliyalar! Eğer geldiyseniz savulun, bırakıyorum kuyruğu."
NİYET
Bektaşi'ye, sahurda sorarlar: "Oruca nasıl niyet etmeli?"
Bektaşi, tıka basa yedikten sonra cevap verir:
- "Dayanırsam tutarım, dayanamazsam yutarım diye niyet edip ağzını çalkalamalı."
HAYIRLI DÜŞ
Mevlevi, Bektaşi ve Softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava için rüyaya
yatarlar.
En hayırlı düşü gören baklavayı alacak. Öneri kabul edilir. Yatar, uyurlar. Sabah olunca
Sofu :
-Ne düş gördünüz anlatın bakalım?, der. Mevlevi sikkesini başına geçirerek :
-Hayırdır inşallah göklere çıktım, der.
Hoca da :
-Ben ise düşümde cennete gittim, der.
Bektaşi :
-Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu, diğerinizin de cennette gezdiğini
görünce, artık bunlar fani dünyaya dönmezler diyerek kalkıp baklavayı temizledim!, der.
|